Hüseyin Baraner: 110 milyar dolar bir hedef değil, bir zihin devrimidir - Tourexpi, sizler için turizmde olup bitenleri takip ediyor!



Türkiye
Hüseyin Baraner: 110 milyar dolar bir hedef değil, bir zihin devrimidir
Türk turizmi artık olgunlaşma sürecine girmiştir.
Hüseyin Baraner: 110 milyar dolar bir hedef değil, bir zihin devrimidir

TÜRSAB Turizm Kongresi’nin dördüncüsü Antalya’da “Eğitim, İletişim ve Dayanışma” mottosuyla gerçekleşti. Ben de bu kongreye katıldım.

Açık söylemek gerekir ki, uzun yıllardır sektörün içinde olan biri olarak bu kongrede sadece konuşmaları değil, konuşmaların arkasındaki zihniyeti, yapılan yorumları, koridorlardaki sohbetleri ve birebir görüşmelerde ortaya çıkan derinliği dikkatle izledim. Ve şunu net bir şekilde gördüm:

Türk turizmi artık olgunlaşma sürecine girmiştir.

Bu çok önemli bir kırılmadır.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya bu olgunlaşmanın çerçevesini çok net çizdi. “Turizm asla sadece turizm değildir” dedi. Bu cümle basit bir retorik değil, bir gerçeğin ifadesidir.

Turizm; dış ilişkidir, ekonomidir, iletişimdir, barıştır, umuttur ve huzurdur.

Ama aynı zamanda turizm; pazarlama, ulaşım, rehberlik, konaklama ve daha birçok unsurun bilgi, emek ve organizasyonla bir araya getirilerek ürüne dönüştürüldüğü bir sistemdir.

Ve bu sistemin mimarları da çok nettir:

Tur operatörleri ve seyahat acenteleri.

Bağlıkaya’nın altını çizdiği en önemli gerçeklerden biri de buydu. Seyahat acenteleri sadece satış yapan yapılar değildir. Onlar talebi planlayan, yönlendiren ve gerektiğinde yeniden inşa eden yapılardır.

Ve şu cümle aslında her şeyi özetliyordu:

“Biz hep birlikte güçlüyüz.”

Ama bu gücün ne anlama geldiğini gerçekten kavradık mı?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Antalya’daki bu kongrede aslında bir sektör konuşmadı. Bir sektör kendini yeniden tarif etti.

Ve bu tarifin en net, en yalın ve en cesur hali TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Eker’in kapanış konuşmasında Türsab’ın tüm karar vericilerinin ortaklaşa hazırladığı raporun sunumunda ortaya çıktı.

Şimdi sorulması gereken soru şudur:

Biz gerçekten bu söylenenleri anladık mı, yoksa yine sadece dinleyip geçtik mi?

Çünkü burada anlatılan şey bir hedef değil, bir zihniyet değişimidir.

Yıllardır aynı şeyi konuşuyoruz. Daha fazla turist, daha fazla sayı, daha fazla büyüme.

Peki sonra?

Bu büyüme bize ne kazandırdı?

İşte Hasan Eker’in kapanış bildirgesi sunumunda en kritik kırılma tam burada ortaya çıkıyor:

Turizm büyüme değildir. Turizm değer üretmektir.

Ve kongrenin belki de en önemli cümlesi şuydu:

“Kapasite artışı değil, verimlilik esas alınmalıdır.”

Bu cümleyi anlamayan bu sektörde artık rekabet edemez.

Çünkü dünya değişti.

Artık mesele kaç turist geldiği değil, o turistten ne kadar değer üretildiğidir.

Kongrede ortaya konulan “Turizmin Yeni Tanımı” da aslında bu dönüşümün açık bir ilanıdır.

Turizm sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Aynı zamanda sosyal ve kültürel bir güçtür. Refah üretir, mutluluk üretir, barış inşa eder.

Şimdi kendimize dürüst olalım.

Biz bugüne kadar turizmi gerçekten bu şekilde mi yönettik?

Yoksa sadece doluluk oranı, fiyat ve kapasite mi konuştuk?

Belki de kongrenin en kritik sorusu şuydu:

Hangi turizm? Nasıl bir turizm?

Bu soru basit değildir. Bu soru Türkiye’nin turizmdeki kaderini belirler.

Verilen cevaplar ise oldukça nettir. Etik turizm, deneyim sunan turizm, değer üreten turizm, yerelle birlikte büyüyen turizm ve kültürü taşıyan turizm.

Ama bunların hepsinden daha önemlisi vardır:

İnsana dokunan turizm.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sistem ne kadar büyürse büyüsün, insanı kaybeden turizm her şeyi kaybeder.

Bugün Türkiye’nin en büyük yapısal sorunlarından biri de açıktır.

Turizm dört şehre sıkışmış durumdadır. İstanbul, Antalya, İzmir ve Muğla.

Ama hedef nedir?

Turizmi Anadolu’ya yaymak, bu oranı yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarmak.

Bu sadece bir turizm hedefi değildir. Bu destinasyon sakinlerinin, halkında içinde olduğu bir kalkınma modelidir.

Eğer bu başarılamazsa, 110 milyar dolar hedefi sadece bir slogan olarak kalır.

Kongrede belki de en sessiz ama en devrimci cümlelerden biri ise şuydu:

“Tatil ve seyahat hakkı”

Bu ifade basit değildir. Bu bir zihniyet değişimidir.

Turizm sadece elitlerin hakkı değildir. Her vatandaşın hakkıdır.

Şirketlerin çalışanlarını tatile göndermesi, bu harcamaların teşvik edilmesi, sistemin buna göre kurulması…

Bunlar sosyal politika değil, turizmin geleceğidir.

Ama burada Türkiye’nin en büyük eksiklerinden biri ortaya çıkıyor.

Herkes  ne sorsan bizde de var, her belediye , her ilimiz bizde herşey var ” diyor.

Peki sonra?

Hiçbir şey.

Potansiyel yetmez. Ürüne dönüşmelidir.

Turizm keşfetmek değil, ürünleştirmek ve satmaktır.

Bunu yapamayan destinasyon rekabet edemez.

Bir diğer kritik konu ise mevzuattır.

Bugün Türkiye’de turizm mevzuatı sektörün gerisinde kalmıştır.

Bu açıkça ifade edilmiştir.

Mevzuat yeniden yazılmalıdır. Hem tüketiciyi hem işletmeyi koruyan, uygulanabilir ve güven veren bir yapı kurulmalıdır.

Çünkü bugün sistemde güven eksiktir.

Ve şunu unutmamak gerekir:

Güven yoksa turizm yoktur.

Organizasyon tarafında ise en önemli başlık Destinasyon Yönetim Merkezleridir.

Türkiye’de turizm bugün yönetilmemektedir. Akmaktadır.

Ama akış kontrolsüz olursa kalite düşer, marka oluşmaz, sürdürülebilirlik kaybolur.

Yerelden yönetilen, bütçesi olan, karar alabilen yapılar kurulmadan bu sistem ilerleyemez.

Bir diğer kritik konu ise kriz yönetimidir.

Pandemi, savaş, doğal afetler…

Her kriz sonrası aynı soru soruluyor:

Kim ödeyecek?

Bu sorunun cevabı yoktur.

Bu yüzden Turizm Sigorta Fonu bir tercih değil, zorunluluktur.

Yönetim modeli açısından da çok net bir gerçek ortaya konmuştur.

Turizm tek başına yönetilemez.

Ne devlet tek başına, ne özel sektör tek başına.

Çözüm birlikte yönetimdir.

Gerçek anlamda, samimi bir şekilde, aynı masada.

Bakanlıklar, sektör temsilcileri, TÜRSAB ve diğer tüm paydaşlar birlikte hareket etmeden bu sistem sürdürülemez.

Bir başka kritik eksiklik ise veridir.

Bugün Türkiye veri üretmeden karar almaktadır.

Bu sürdürülebilir değildir.

Yeni dünyada veri yoksa strateji yoktur.

Data’ya sahip olmayan yarının ticari olarak inşa edemez !

Gençlerin beklentilerini bilmeden, yaşlanan nüfusu anlamadan, yeni pazarları analiz etmeden turizm yönetilemez.

Ve son olarak kriz yönetimi…

Turizm en kırılgan sektördür.

Ama hâlâ sistematik bir kriz planı yoktur.

Bu kabul edilemez.

Acil eylem planları, sigorta sistemleri ve hızlı müdahale mekanizmaları artık zorunludur.

Kongrenin belki de en güçlü cümlesi ise şuydu:

“Amaç sadece daha fazla turist değil. Herkes için daha iyi bir turizm.”

İşte bütün mesele budur.

Bugün Türkiye’nin önünde iki yol vardır.

Birincisi eski modeldir. Daha çok turist, daha düşük fiyat, daha fazla baskı.

İkincisi ise yeni modeldir. Daha az ama daha değerli turist, daha fazla gelir, daha sürdürülebilir bir sistem.

Türkiye artık karar vermek zorundadır.

Çünkü bu bir tercih değil, bir gelecek meselesidir.

Antalya’daki kongre bize çok net bir şey söyledi:

Turizm artık bir sektör değildir. Bir sistemdir.

Ve bu sistemin merkezinde insan, değer, denge ve akıl vardır.

Eğer bu sistemi kurarsak, 110 milyar dolar bir hedef olmaktan çıkar.

Bir sonuç olur.

Hüseyin Baraner

(Fotograf: @ Tourexpi)


Web sitemiz tüm desktop, tablet ve mobil cihazlarda çalışmaktadır.
Tourexpi, turizm haberleri, Reisebüros, tourism news, noticias de turismo, Tourismus Nachrichten, новости туризма, travel tourism news, international tourism news, Urlaub, urlaub in der türkei, день отдыха, holidays in Turkey, Отдых в Турции, global tourism news, dünya turizm, dünya turizm haberleri, Seyahat Acentası,